Work Text:
"Daha normal bir şeyler giysen iyi olur."
Selim kulisin aynasında beliren suretine ters ters baktı. Matilda’nın kendisini izlediğini, neredeyse tek kelime etmeye bile korkar vaziyette olduğunu görür gibiydi.
Birkaç defa "Ne cüretle böyle bir şey söyler?" diye bağırdıktan ve kendi kendine "Hadsiz."dedikten sonra durulmuştu. Orhan burada değildi, kendi odasında kendi normal çalışanıylaydı ve ikisi de duyamazlardı onu. Yanıt da veremezlerdi dolayısıyla. Bunu fark edince omuzları düştü.
Ne buluyordu o herifte o kadar güvenecek? Sonunda korktuğu geliyordu başına. Onun o renksiz, dümdüz, iç sıkan hali Orhan’a da bulaşıyordu. Bir de durmadan yanlarına gelip giden o garip adam vardı şimdi. Nereden çıkmıştı bu ödül işi? Her şeyi mahvediyordu… Orhan’ı mahvediyordu.
Sanki çok iyi tanıyorsun Orhan’ı, dedi kendi kendine. Kafanda yarattığın insanlarla gerçekleri bile ayırt edemeyen anormal bir çocuksun sen.
Kendine yeni bir aile bulmak için hiç durmadan çırpınmak zorunda olduğunu, geçmişe ait onu bağlayan ne varsa çözüp attığını, babasını bile nihayet atlatmaya başladığını, sahnedeki şovun onun kimliği olduğunu mu anlatması gerekiyordu? Orhan bunu zaten bilmiyor muydu?
Sendeki aşkı gördüm. Hah, yalancı. Kibirli, düzenbaz, hadsiz ve... Bir halt bildiği yoktu onun.
"Ağlama artık."dedi Matilda. Omzunu tuttuğunu bile fark edememişti Selim. Gözlerini aynadan çekti. Ağladığını bile fark edemeyecekse, o noktaya da geldiyse, ne halt yemeye bakıyordu ki oraya.
"Babamla konuşuyorum sandım."dedi Selim. Normal dur, diğer çocuklar gibi ol. Senin sıkıntın ne, Selim? Doğru düzgün davran, bırak şaklabanlığı. Ne dalkavuk bir herif olacaksın sen büyüyünce. Milletin yüzüne nasıl bakacağız?
"Nasıl söyleyebilir, Matilda? Sanki mesele kıyafetten ibaretmiş gibi."
"Onun için kıyafetten ibaret."dedi Matilda, hızlı hızlı. "Seni tamamen değiştirmek istediğinden değil. Kimse isteyemez bunu. Söyledim ya, sen olmadan orası masa sandalyeden ibaret."
"Beni bir geceliğine değiştirmek istemesi de yeterli."dedi Selim.
Görüldüğünü ve anlaşıldığını zannetmişti. Sonunda birinin onun hayallerini anladığını, birinin onu duyduğunu ve duyduklarından memnun olduğunu, gördüğünü ve daha çok bakmak istediğini...
Yanılmıştı.
"Neyse, sorun değil."dedi, elinin tersiyle yanaklarını sertçe kurularken. "Sorun değil, ilk defa olmuyor ya."
Mesele de bu ilk defa olmuş gibi, biri ondan ilk defa normal olmasını istemiş gibi kırılmış olmasıydı zaten. İlk defa Matilda’ya bile anlatacak gücü yokmuş gibi hissetti.
***
"Oh, mon dieu!"
Selim ellerini abartıyla iki yana açınca Matilda kıkırdadı. Prova sonrası eve döndüklerinden beri yarım yamalak Fransızcası sayesinden eğleniyorlardı. Selim uyuyamamıştı. Matilda'nın gözünden uyku akıyordu ama onu yalnız bırakmayacaktı.
"Heyecandan."demişti Selim.
"Üzüntüden gibi daha çok."demiştiMatilda.
"Plak seç haydi, sana Fransız beyefendileri nasıl konuşur ve nasıl dans eder göstereyim."
"Raşel uyanacak."
"Takma o zaman plak falan, kapat kapıyı gel."demişti Selim.
Raşel annesini, yani Selim'in yeni ailesini, üzerken onu düşünmek çok zordu en başta. O zaman olsa plağı bile isteye takar, koridorun ortasına da koyardı ama işler değişmişti işte.Matilda aileyse Raşel de öyleydi. Selim'in yeni, onu olduğu gibi kabul eden ailesiydi onlar. Kendi bulduğu, içine doğmadığı ailesi.
Fakat bir an sonraMatilda, "Duydun mu onu?"dedi.
Selim'i mi? Evet, duydum maalesef. Saçma sapan şeyler söyledi bana. "Neyi duydum mu?"
Matilda işaret parmağını havaya kaldırıp bir an bekledikten sonra, "Kapıda biri var."dedi.
"Niye doğru düzgün çalmıyor? Bir halt duymuyorum ben, hem saat de-" O anda kapıdaki hafif tıklatmayı gerçekten de duydu. "Açmayalım,"dedi, şarabın etkisiyle biraz gülerek. "Tıklatmaya bakılırsa kendisi de emin değil içeriye girmek isteyip istemediğinden."
Matilda da gülmeye başladı ama sonra kalkıp kapıya bakmaya gitti. Selim, "Bu saatte kimle buluşacaksın?"diye seslendi arkasından.
Mathilda ona doğru dönüp işaret parmağını dudaklarına bastırırken, "Şşşş!"dedi. "Bağırma, uyanacak kız."
"Aman uyuyan ben olsam hiç de böyle söylenmezsin, mon amour."
Bir dakika sonra Orhan burada, tam karşısındaki tekli koltuktaydı. Hemen onu takip eden dakikada Matilda, Raşel'e bakacağını söyleyip gitmişti salondan.
"Mon dieu!"diye mırıldandı Selim, halıyı izlemekte olan adam başını kaldırıp kendisine baksın diye.
"Efendim?"
"Hayret bir şey, diyorum Orhan bey."dedi Selim. "Hayret bir şey."
***
"Sahne şovu senin işinin bir parçası, bunu biliyorum."
"Her provada beş defa Çelebi'ye ya da başkasına bunu anlatıyorum zaten, Orhan. Kulübün kalın kafalılarla dolu." Selim gözlerini devirip alayla gülümsedi ama burnundan soluyordu hâlâ. "Fark ettiğin için tebrik etmemi beklemiyorsun herhalde."
Orhan gözlerini ellerine dikmiş oturuyordu. Parmaklarını, kumaş pantolonun çizgilerini, ayakkabısını ve sonra da halıyı inceledi. Dağılan cesaretini yeniden toplamak için beklerken kızgın falan hissetmiyordu kendini. Öfkesi çabuk geçmişti ama şimdi o hissi özlüyordu. Böyle hissetmektense öfkeli olmayı yeğlerdi. Çünkü “Ufacık bir şey rica ettim ve abartan sensin!"demek isteseydi çok daha kolay olurdu her şey. Ama yüzündeki hayalkırıklığını gördüm ve çok pişmanım, demek istiyordu. Ne istiyorsan onu giy ve sadece geri dön. Beni öylece bırakıp gidemezsin.
"İleri gittim, biliyorum. Seninle tartışmamam gerekirdi."
"İyi akıl etmişsin, tebrik ederim."
Orhan kaşlarını çattı ama yüzü öfkeli görünmüyordu. Bakışlarını kaldırıp nihayet ona bakınca, Selim başını yavaş yavaş sallayıp onayladı onu.
"Böyle işte."dedi. "Önce özür dilerken karşındakine doğrudan bakmayı öğren."
"Böyle mi olacak artık?"
"Neyden bahsediyorsun?"
"Tek kelime etmeme bile katlanamayacak mısın? Kulüpte her konuştuğumuzda-"
"Sen,"diye başladı Selim ama öfkeyle gözlerini yumup biraz bekledi. Sonra öne eğildi, dirseklerini dizlerine yasladı. "Sen her haltı kulüple ilgili sanıyorsun, değil mi? Her halt senin kulübünün etrafında dönüyor, tüm zavallılar senin boktan ödülün için yaşıyor, hepimiz sen daha iyi bir yere gel de burası da Çelebi'ye kalsın diye yaşıyoruz, değil mi?"
Orhan sırtını oturduğu tekli koltuğun rahat yastığına biraz daha bastırıp, mümkünmüş gibi daha çok geriye yaslandı.
“Beni sahnede smokinle görsen mutlu mu olacaksın?”
“Hayır, olmayacağım.”dedi Orhan."Böyle olmasını istemiyorum."
"Öyle mi, Orhan bey? Ne istiyorsunuz, ekselansları? Çekinmeyin, emredin."
"Eskisi gibi olsun istiyorum."
"Eskisi gibi korkak olmamı, kaçıp durmamı-"
"Hayır, hayır..." Orhan gözlerini yumup başını hızla iki yana salladı. "Hayır, evine geldiğim zamanki gibi. Seni bulduktan sonra birlikte kulübe döndüğümüz zamanki gibi."
Selim'in tepkisini görmemek için gözlerini sıkıca kapalı tuttu. "Sen bana bakınca içimi okursun, cesareti senden mi öğreneceğim ya da sen önce kendi korkaklığına çare bul dersin, kapıyı yüzüme çarparsın sanmıştım ama öyle olmadı. Benimle gelmeyi seçtiğinde… Birlikte iş yapıyormuşuz da anlaşmaya varmışız gibi hissettirir sanmıştım ama öyle de olmadı. Sonra sen sahnedeydin ve ben de oturuyordum, kenardaki masadaydım, sen şarkı söylemeye başlayınca..." Başını tekrar iki yana salladı. Henüz sözü bölünmemişti ama böyle uzatmaya devam ederse olacağı oydu. Boğazını temizledi, aşırı duygusal davranmaması gerektiğini günde elli defa yaptığı gibi hatırlattı kendine.
Annesi de fazla heyecanlandığında saçmaladığını söylerdi ona. Konuşmaması gereken bir yerde Ladino konuştuğu için, hiçkimse duymamış olmasına rağmen, omzuna bir fiske vurmuştu bir defasında. Senin adın Orhan ve bir daha asla o dili konuşmayacaksın.
Biraz daha sessiz kalırsa ve gözlerini yeterince uzun süre kapalı tutarsa, üzerine kilitlenen dolap kapağının sesini duyacaktı. Annesinin kaygılı sesi “Büyüdün artık, Orhan.”diyecekti, bu yeni ismin üstüne basa basa. “Davranışlarına dikkat et. Korumaya çalıştığım her şeyi riske attığını fark edemiyor musun?”
Gözlerini açtı ve kendisine toparlanmak için bir saniye bile vermedi.
"Kaybetmekten korktuğum tek şey işimken her şey daha kolaydı ama şimdi o işin başka bir şarkıcıyla devam etmesini de istemiyorum. Seninki gibi müzik yapan başka birini bile istemiyorum."dedi. "Ben seni istiyorum."
Selim karşısında oturmuş öylece bakıyordu ona. İfadesi daha yumuşaktı ama omuzları düşmüş, gözleri büyümüş, kaşları havalanmıştı. Dudaklarını bir şey söylemek ister gibi araladı ama sonra kapattı.
"Bir şey söyle, lütfen." Sesi titredi. "Selim, ben bu gece buraya gelirken-"
"Yani yarın biri çıkıp gelse ve bu gelen kişi benim gibi olsa, onu istemeyecek misin?"dedi Selim. "Farklı biri, farklı bir kişi, ama müziği aynı... İstemeyeceksin?"
"Hayır."
"Aynı kıyafetlerle, aynı dansla..."
Orhan bir şey söylemeyince. "Söyle."dedi Selim. "Hayır demeyecek misin?"
"Hayır, istemeyeceğim."dedi. “Zaten aynı kişi gelemez ki.”
Selim dudağını ısırıp önce tavana, sonra yeniden Orhan'a baktı. "Ya ben geri dönmezsem."
Orhan öylece bakakaldı. Geri dönmeme ihtimalini düşünmemişti hiç. Kulüp batardı, birileri gelip iki kuruşa orayı satın alırdı ve Çelebi'ye de uygun bir teklif yapılırdı herhalde.
Düşünebildiği en kötü ihtimal başkaydı. Kabuslarında Selim geri dönüyordu ama bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmuyordu.
Normal giyin demek normal biri ol demekti. Matilda'nın bir hışım ofisine girince söylediği gibi, ailesi Selim'den yıllarca bunu istemişti ve sonunda Selim'i kaybetmişlerdi işte. Orhan da kaybedecekti. Düşünebildiği tek şey buydu şimdi. Kulübe gelsin ya da gelmesin, kaybedecekti.
Annesinin "Elini attığın her şey hezimetle sonlanacaksa nasıl hayatta kalacaksın, Orhan?"diye soran sesini duydu. "Senin tek seçeneğin bu hayata tutunmak, bunu sakın unutma." Ödül gecesini bu yüzden mahvedemezdi. Kürşat’ın onu delip geçen bakışlarına ne zaman baksa hatırlıyordu bunu. Her an adı bir listeye yazılabilir, cezalandırılması gerektiğine karar verilebilirdi.
Selim’e böyle anlatsa, o anlardı. Bunu gayet iyi biliyordu Orhan. Niko olduğunu, bunu riske atamayacağını, çok korktuğunu, annesini, Kürşat’ı…
Selim'in ayaklanıp ona yürüdüğünü o an fark etti. Kendisine uzatılan elle bir an irkilip geriye çekildi ama o el omzunu yakalayıp kahve sehpasına, tam karşısına oturmuştu bile.
"Saçmalama, sana ağla diye değil kendine gel diye kızdım."
Selim ağladığını fark edince avuçlarını hızla yüzüne bastırıp gözlerinin altını kuruladı. Omzundaki onu hafifçe sarsınca da başını hızla aşağı yukarı salladı.
"Haklısın, haklısın, nasıl söyledim bilmiyorum-"
"Sakinleş, Orhan."dedi Selim. "Kızmam gerekirken alttan almak zorunda bırakma beni."
"İsteyerek yapmıyorum, yapım böyle-"
"Normale dönmeni bekleriz o zaman."
Başını kaldırıp onunla yüz yüze gelince, "Tamam, tamam sonra konuşuruz."dedi Selim.
"Hayır, şimdi konuşacağız. Özür dilerim. Çok özür dilerim, lütfen. Öylece çekip gidemezsin."
"Orhan-"
"Öylece çekip gidemezsin. Hiçbir şey olmamış gibi davranamazsın."
"Orhan, alçalt sesini çabuk. Matilda'nın kızı uyuyor içeride. Ona yeterince zorluk çıkarıyoruz hep birlikte, benim için önemli-“
"İstediğini giyebilirsin, istediğini yapabilirsin, sadece kal. Başka hiçbir şey istemeyeceğim-"
"Orhan!" Selim onu iki omzundan yakalayıp sarstı. "Bir yere gitmeyeceğim. Kendine gel."
Sessiz kaldıkları bir dakika boyunca sakinleşmek için çabaladı Orhan. Sonra yüksek koltuktan inip dizlerini halıya bastırdı, uzanıp Selim’in ellerini tuttu.
Selim gülmemek için gözlerini sıkıca yumdu ama sonra yarım ağız gülümsedi ona. “Dizlerin acıyacak. Kalk ayağa, komik görünüyorsun.”
“Özür dilerim.”dedi Orhan. “Bir daha asla öyle bir şey söylemeyeceğim.”
“Tamam, tam olarak beklediğim tiyatral özür dileme sahnesiydi bu.”
“Biliyorum öyle olduğunu.” Selim’in onu çekip ayağa kaldırmasına izin verdi. “Geri dönecek misin?”
“Smokin giymemi istemezsen düşüneceğim.”dedi Selim. “Şimdi kalk ayağa, sana uyuyacağın odayı göstereyim.”
