Actions

Work Header

flashes

Summary:

winx üyeleri ve travmaları
! travmalar tamamen hayal ürünüdür
! winx club karakterlerine dair orijinal hikayeden bağımsız unsurlar içerir

Chapter 1: i - stella

Notes:

bütün travmalara "gözünde flaşlar patladı" cümlesiyle giriş yapazam alışsanız iyi olur :*

Chapter Text

Otobüs, yolcu indirmek için durağa yanaşıp kapılarını açtığında Solaria'nın akşam soğuğu içeriye doldu. Başını cama yaslamış şekilde duran Stella, üşüdüğünü hissetti. Bu en yoğun saatte otobüse binip de o kalabalık içinde kendisine yer bulup oturabilmesi büyük başarıydı onun için. Koltuğuna yerleştikten sonra montunu çıkartıp battaniye gibi üzerine sermişti. Fakat kapının açılmasıyla giren esintiyle ürperip toparlandı. Üzerindeki montun kucağına kadar indiğini gördü. Bir yandan da ayaklarının arasına yerleştirdiği çantasını kontrol etti. Ne zaman içi geçmişti hatırlamıyordu. Gözlerini ovdu, saatine baktı. Hava kararalı yarım saat olmuştu. Akşam olması ruhunun daralmasına neden oluyordu. Karanlığı sevmezdi Stella.

Otobüs kapılarını kapatıp yeniden hareket etti. Ne kadar yolu kaldığını öğrenmek için buğulanan camı sildi, dışarıya göz gezdirdi. Bulundukları yeri anlamaya çalışıyordu. Otobüs, büyük meydandan geçip caddeye girmişti. Cadde üzerindeki yüksek apartmanlardan ve altlarındaki dükkânlardan stadyuma yaklaştıklarını anladı. Demek daha önlerinde on, on beş dakikalık bir mesafe vardı. Ofladı.

Canı sıkkındı Stella'nın. Dershanedeki denemesi güzel başlamıştı oysa. Sayısal bölümü bitirip sözel bölüme geçtiğinde bazı paragraf sorularıyla çok oyalanmış, bu yüzden de soruların bir bölümüne vakit yettirememişti. Yüksek puan alamayacak olması moralini bozuyordu.

Her ayın sonuna doğru oldukları deneme sınavlarında, bir önceki aldığı notu en az beş altı puan artırma hedefi vardı. Bu yüzden de sıkı bir çalışma programı takip ediyordu.

Bazı paragraf soruları gerçekten moral bozucu olabiliyordu. Bugünkü sınavda olduğu gibi... Sorun ne paragrafların mantığını kavrayamamasından ne de sayısalla yorulan zihnini odaklayamamış olmasından kaynaklanıyordu. Kendisine kızdığı nokta, sınav esnasında boş yere inadının tutmasıydı. Zorlandığı soruyu bırakıp diğerine geçemiyor, illa çözmek istiyordu. Türkçe testinin otuz ikinci sorusuna takılıp kalmıştı bugün de. Paragrafta ne anlatılmak istendiği soruluyordu. Sayfanın yarısını kaplayan bu soru içinde tanımadığı sözcükler vardı. Dört dakikadan fazla uğraşmıştı. Tam da emin olmayarak işaretlediği bir seçenekten sonra diğer sorulara geçtiyse de o soru zihnini meşgul edip durmuştu. Bu yüzden sınavın geri kalan kısmı pek verimli geçmemişti.

Stella mantığını doğru bir şekilde kullanıp duygularına yön verebilen zeki ve başarılı bir kızdı. Derslerine düzenli çalışır, formülleri ezberler, olasılıkları hesaplar, anlam bütünlüğünü kavrar, kısacası araştırmayı, öğrenmeyi ve sonuca ulaşmayı çok severdi.

"Dedektif mi olsam acaba?" diye aklından geçirdi. Fakat o turizmci olmak istiyordu. Gezmeyi çok severdi. Hayal dünyasında bazen Afrika'nın Cape Town'ında, bazen Miami'de, bazen de herhangi bir Uzakdoğu ülkesinde buluyordu kendini. Gittiği yerleri dolaşıyor, oralarda rehberlik yapıyor ve bol bol alışverişe çıkıyordu. Takı ve çantalara çok düşkündü. Hayal dünyasında gittiği yerlerde beğendiği farklı kolyeleri açık tenine yakıştırıyor, boy boy çantalarla havasından geçilmiyordu.

Stella'nın bulunduğu otobüs, şehrin en işlek alışveriş merkezi olan Shop&Spend'in yakınındaki kavşaktaki ışıklarda durdu. Üzüntü ve kızgınlığı aynı anda yaşayan Stella, o anki bütün negatif düşüncelerini silmek istermişcesine başını yeniden cama doğru çevirdi. Bu kavşakta kırmızı ışığa yakalanmayı seviyordu. Hele bir de üç beş araç geride olunca keyfine diyecek olmuyordu çünkü vitrininde birbirinden şık ayakkabı, çanta ve spor kıyafetlerin sergilendiği, Stella'nın bakmadan geçemeyeceği büyük bir mağazanın tam hizasında duruyorlardı.

Trafik lambasının geçiş izni vermesine otuz saniye kalmıştı.

Gözlerini kıstı ve vitrindeki görevlinin yerleştirdiği ürünü iyice görmeye çalıştı. İçi birden kıpır kıpır oldu. Mağaza görevlisinin standa koyduğu pembe renkli spor çantaya, o anda vurulmuştu. Yaklaşık kırk santimetre genişliğinde, yirmi santimetre boyunda, günlük kullanım için hem estetik hem de fonksiyonel bir seçenek gibi gözüken, omuza asıldığında göğüs hizasına gelen bir çantaydı bu... Stella her bu caddeden geçişinde göz attığı vitrine uzun bir aradan sonra yeni ve tam kendine göre bir ürün konulmasının sevincini yaşıyordu.

Yirmi saniye.

Koleksiyonunda elbette pembe renkli bir çantası vardı. Fakat o çantada, vitrindeki çantanın önündeki gibi iki küçük cep bulunmuyordu. Bu cepler çantaya kesinlikle ayrı bir hava katmıştı. Üstelik çanta, hafif ve su geçirmez bir kumaş türünden yapılmışa benziyordu. Bu da zorlu hava koşullarında da kullanılabilirliğini artırırdı.

Beş saniye.

Parasını denkleştirip onu alıncaya kadar gözü o çantanın üzerinde olacaktı. Ellerinin vitrine doğru uzandığını hayal etti gülümseyerek. Uzandı... Uzandı... Tam çantaya dokunacakken otobüsün önündeki araçlar hareket etti.

Stella, gözlerini ayırmadan uzaklaştıkları mağaza vitrinine baktı. Mağaza gözden kaybolduktan sonra tekrar önüne dönüp cama yaslandı. "Ne güzeldi." diye mırıldanıp iç geçirdi. O çantayı aldığını, koluna taktığını, aynanın karşısına geçip kendi güzelliğini seyrettiğini hayal etmeye başladı.

Birden flaşlar patladı gözünün önünde.

Sertçe bir tokat yemişti sol yanağına. Neye uğradığını şaşırmıştı. Ağlamaya başlamıştı. Minicik elleriyle kızaran yanağını tutuyordu. Babası, ona ilk defa vurmuştu.

Komşularının kızı ile yaşıttı Stella. Daha okul çağında olmayan bu iki kız, hemen her gün buluşup oynardı. Bu sefer Stella, arkadaşına misafir olmuştu. Onun oyuncaklarıyla oynamış, bebeklerini sevmiş, takılarını takmış ve çantalarını kullanmıştı.

Eve dönme vakti geldiğinde, çok beğendiği bir çantayı izin almadan kendi çantasının içine atıp eve getirmişti. Bunun kötü bir davranış olduğunu düşünmemişti o an. Amacı o gece oynayıp ertesi gün çantayı geri vermekti. Fakat birkaç saat sonra komşu kızın annesi gelip Stella'nın yanlışlıkla çantayı alıp almadığını sorunca Stella çantayı hemen geri vermek zorunda kalmıştı. Babası çok sinirlenmiş ve o sinirle Stella'ya bir tokat atmıştı. Sonra da kulağından tuttuğu gibi kızını karanlık bir odaya atıp kapıyı kapatmıştı.

Karanlıkla baş başa kalmıştı Stella. Korkuyordu. Ellerini uzatarak duvar kenarına doğru yavaş adımlarla geldi; yaslanıp çömeldi. Akan gözyaşlarını bileklerine sildi. Ailesi bu odayı kiler olarak kullanırdı. İşe yaramayan ama atmaya da kıyamadıkları eşyalar burada dururdu. Normal vakitlerde bile buraya girerken tedirginlik yaşayan Stella, o anda karanlıkta tek başınaydı. Her geçen saniye, minik yüreğine daha derin bir korku işliyordu.

Dakikalar sonra toparlandığını hissetti. Burnunu çekip gözünde kalan son yaşları sildi. Yavaşça ayağa kalktı. Gözleri karanlığa alışmıştı. Üç dört adım ötedeki kapıyı seçebiliyordu. Dikkatlice yürüyüp kapının kolunu yokladı. Kapı kilitliydi. Olduğu yere yığıldı ve yeniden ağlamaya başladı.

Otobüs sarsıldı. Şoför önüne çıkan arabaya çarpmamak için direksiyonu aniden kırmıştı. Stella daldığı hayalden bu sarsıntıyla çıktı. Gözünde canlanan anının sebep olduğu korku kalp atışlarını hızlandırmıştı. Uykuyla uyanıklık arasında çok sık rüya görürdü fakat bu kadar etkilendiğini hatırlamıyordu. Otobüsün iyice buharlanan camını yeniden sildi. İneceği yere iki durak kalmıştı.

Montunu sırtına geçirdikten sonra ayaklarının dibindeki çantasını almak için eğildiğinde bir an gözlerine inanamadı. Çantasının açık olduğunu görmek onu müthiş telaşlandırmıştı. Elleri titremeye başladı. Önce cep telefonu geldi aklına, sonra cüzdanı ve diğer eşyaları... Başını kaldırıp etrafına baktı. Hıncahınç dolu otobüsten geriye sadece üç kişi kalmıştı. Yaşadıklarına inanamıyordu. Elini çantasının içine attı. Delice karıştırmaya başladı. Az daha kalbi yerinden fırlayacaktı.

"Telefonummm... Burada." Ardından, "Cüzdanımmm... Çok şükür o da burada." deyip derin bir nefes aldı.

Otobüse bindiğinde çantasının fermuarının kapalı olduğuna emin olan Stella, nasıl açıldığına anlam vermeye çalışırken çantada kendisine ait olmayan bir şey hissetti.

Bu bir cep aynasıydı.

"Bu benim değil ki." diye mırıldandı, şaşkınlıkla. Dershaneden çıkarken oturduğu sırayı iyice kontrol edip öyle ayrılmıştı.

Ama otobüs, ineceği durağa varmak üzereydi. Stella, aynayı incelemeye fırsat bulamadan çantasını kaptığı gibi apar topar yerinden fırlayıp düğmeye bastı.