Chapter Text
Fadime önce arabayı gördü. Siyah sedan karşı kaldırımın önünde yavaşlayıp dururken zihni gözlerinin neden takılı kaldığını sorgulamadı niyeyse, ondan bağımsız nedenin çoktan farkında gibiydi.
Zehra’nın konuşmasına ayak uydurmaya çalışıp hmm’ladı. Arabadan çekemediği bakışları plakaya kaydı. 61 SHN 7407. Kahve fincanının etrafındaki parmaklarının tutuşu sıkılaştı.
Önce ön kapının açılmasını izledi. Gözlerini çekmesi gerektiğinin farkındaydı. Ama yapamıyordu tuhaf bir şekilde. Gerizekalı, koca ilçede yer yokmuş gibi gelip yine burnunun dibinde bitmişti. Hırstan olacak, nefesleri hızlandı. Sarışın, ona gelmemesi gereken bir şekilde tanıdık gelen bir baş gözüktü önce açık kapıdan. Kahverengi ceketinin ensesine yaslı yakasını gördü, yutkundu kuruyan ağzını fark edip. Bir şey der gibi başının sağa döndüğünü gördü, yanında biri vardı herhalde. Onu ilgilendirmiyordu gerçi. Furtuna’nın gaybana uşağının yanında kim varsa vardı.
Salak hiç şaşırtmayarak birden, dönerek çıktı arabadan. Onun arabasından nasıl çıktığını bildiğinden değil de, o salağa yakışan bir hareket olduğundan şaşırtmadı Fadime’yi. Omuz genişliğinde açtığı ayaklarının üstünde bir an durup omuzlarını silkti ceketini düzeltir gibi. Gözlerinde geniş, kalın çerçeveli bir güneş gözlüğü vardı. Siyah kot pantolonun üstüne giydiği kazağın açık yakasından it boynuna yaraşır, genelde çıkartmadığı tasmasını görebiliyordu. Saçlarına fön mü çekmişti o? Belli ki birileri yine piyasa yapacaktı.
Ceketiyle uğraşmayı bırakıp aniden kaldırdı kafasını. Niyeyse, eliyle koymuş gibi tak diye döndü Fadime’ye. Aralarında oturduğu kafenin cam vitrini, geniş cadde ve onun güneş gözlükleri yokmuş gibi irkildi olduğu yerde genç kız. İrkildiğini fark edince daha da hırsla tutundu fincana, yediremedi kendisine. Ne diye irkilecekti o salağın ona bakma ihtimaliyle? Şaşırmıştı, hepsi buydu.
Arabasının diğer kapısı açılırken dönmedi arkasına İso Furtuna. Dikildiği yere yerleşiyor gibi ellerini ceketinin içinden beline yasladı. Fadime çekmedi gözlerini. Zaten büyük ihtimalle görmüyordu onu. Hem mesafe hem gözlerini kapatan aşırı saçma gözlükleri engel oluyordu muhtemelen onu görmesine. Yine de yediremedi kendisine ilk dönen olmayı. Karşıdakinin haberinin dahi olmadığı bir meydan okumadan geri dönmemeye çalıştığının farkına varınca hafiften sinirlendi kendisine. Sonra kendisine sinirlenmesine sebep oldu diye İso Furtuna’ya daha çok sinirlendi. Hala duruyordu öyle yalı kazığı gibi. Birinin gelip omzuna vurmasıyla hafiften irkilmesini izledi. Güneş gözlüğünü çıkartmak için hamle ettiğini fark edince telaşla döndü önüne. Şeffaf camın onu görünmez kılmadığının farkındaydı. Ondan saklanacak hali yoktu hoş. Görürse görsündü.
Suratının sağ yanı yanıyor gibi hissederken Zehra’ya çevirdi odağını. Arkadaşı hafif şaşkın bakıyordu ona. “Nereye daldın gittin öyle?” diye sordu genç kız. Anlamak ister gibi baktığı yöne dönecek olunca dursun diye hızla konuştu Fadime. “Yok bir şey ya, gözüm dalmış. Ne diyordun sen?”
Zehra güzel yüzünde yeşil gözleri kocaman, hafta sonu için planlarını baştan anlatmaya başladı ona. Yeni açılan mekandan çekinerek bahsederken Fadime bölecek oldu. Elini kaldırıp susturdu onu. “Ya kızım, Adil Abi’nin hayatta haberi olmaz. Güven bana. Gençmiş sahipleri, tanımazlar bilmezler sizinkileri. Azıcık eğleniriz ne olacak? Hem Yücel de bizimle olacak. Sen de o salak Eyüphan’dan başka birilerini görmüş olursun fena mı?”
Fadime istemsizce göz devirdi ona. Sanki kendini ya da onu koruması için arkadaşının iyi niyetli ama nazik sevgilisine ihtiyacı vardı. Yücel’i herhangi biri ile takışırken dahi düşünemiyordu. “İyi tamam.” diyiverdi çok düşünmeden, biraz kafasını dağıtsa fena olmazdı. Sonra işaret parmağını kaldırdı ona “Sende kalmam için beni köşeye sıkıştırdığını fark etmedim sanma.” diye numaradan homurdandı. Gece eğlenmeye kalırsa ta Koçari’ye dönemeyeceği açıktı.
Zehra gülümsemesini bastırdı kaşlarını kaldırıp. “Ben Gülfem’e haber veriyorum o zaman.” dedi sadece neşeyle.
Fadime yüzündeki ısı dinmeden yüzüne düşen ışık kesilince nefesini tuttu sebepsiz. Uzun bir gölge durakladı sanki yanında. Kolunu camdan geçirip uzatsa dokunabileceği yakınlıkta. Kalbi boğazında atarken oralı olmamaya çalıştı. Zehra’nın, diğer tarafında Gülfem olduğunu bildiği konuşmasına odaklanmaya verdi kendini.
Teni karıncalanıyordu niyeyse. Ağır aheste geçti üzerine düşen gölge. Ama geçişinin her saniyesini hissetti tuhaf bir şekilde. Sanki tenini kaplayan bir kumaş ağır ağır üzerinden çekiliyormuş da onu soğuğa karşı tek başına bırakıyormuş gibi tüyleri diken diken oldu. Gölgenin sebebi yürüyüp uzaklaşırken Zehra’nın arkasından bakış açısına girince kahverengi ceketi tanımamış gibi yaptı. Sinirden nabzı hızlanmıştı.
~~~
Mekanın loş ışığında canlı müziğin sesinden başka bir şey duyamıyordu. Neyseki müzik güzeldi, ses sistemi kaliteliydi. Yücel’in seçtiği ara sıcaklar kıvamındaydı. Belki votka koladan başka bir şey içmeliydi. Kolanın şekeri damağının arkasına yapışıyor gibi hissediyordu. Pipetini uzun kadehin içinde karıştırırken kaşları çatıldı.
“Ne oldu?” diye bağırdı kulağında bir ses. Gülfem uzun bacaklı bar sandalyesinin ucuna gelmiş ona bakıyordu endişe benzeri bir ifadeyle.
“Yok bir şey!” diye geri bağırdı sesi aşmaya çalışırken. Ona yaklaştı iyice, çıkmadan kendisine de sıktığı çiçek kokulu parfümü sardı etrafını. “Shot mı alsam diyordum?”
Gülfem’in kahverengi gözleri parıldadı. “Tekila?” dedi sadece. Fadime gülerek başını salladı.
Masadan kalkarken arkadaşlarını ikna etmesi gerekti. Yüksek müzik altında zor ve meşakkatli geçen bu süreçten ne yazık ki Zehra’nın Yücel’in arkadaşını peşine takmasıyla kurtulabildi. Çocuğun adını gecenin başında duymuştu ama ne yazık ki hatırlamıyordu. Kumral saçları, kahverengi gözleri ile yakışıklı uşaktı. Zehra’nın o tanışsın diye getirttiğine adı gibi emindi. Fadime’nin dikkatini çekmemişti niyeyse.
İkisi yüksek sesin içinde anca ufak gülümsemelerle anlaşarak bara gidip shotları alıp ufak bir kim ödeyecek çekişmesi yaşayıp geri döndüler masalarına. Ama Fadime masayı bıraktığı gibi bulmadı.
Masa bakıldığında bıraktığı gibiydi gerçi. Arkadaşları olduğu gibi duruyordu. Ama farklı bir his vardı, adını koyamadığı. Niyeyse bıraktığından daha sıcaktı sanki ortam. Ensesinde değişik bir karıncalanma hissediyordu.
Yücel’in arkadaşı yüksek sandalyeye oturmasına yardım etmek için elini uzattığında üzerine çok düşünmeden tuttu elini. Bar sandalyeleri hiçbir zaman güven vermiyordu ona. Etraflarında kalp gibi atan müziğin içinde teşekkür mahiyetinde gülümsedi ona. Oğlan sanki hafiften kızardı. Gülfem’in yanında gülümsediğini hissedebiliyordu. Dönüp genç kızı çimdiklemek istese de bastırdı isteğini.
Shotlar dağıtıldıktan sonra aralarında sözsüz bir neşe kabardı. Masaya doğru eğilip minik kadehlerini tokuşturdular. Gülfem’in işaret parmağı ile başparmağı arasına koyduğu tuzu yaladı önce, tekilayı ona doğru dönüp dikti kafasına. İkisi aynı anda bardaklarını masaya vururken ekşimiş yüzlerle birbirlerine baktılar. Sevgili arkadaşının gülerek dudaklarının arasına limon dilimi yerleştirmesin izin verdi.
Tam o an gördü onu. Masada Gülfem’e doğru eğilmiş, parmakları hala minik bardakta, dudaklarının arasında kabuklu limon dilimi, arkadaşına gülmekten kızarmış yüzüyle göz göze geldi o kalabalığın, karanlığın, kırmızı, turuncu ışık girdabının içinde onun parıldayan mavi gözleriyle.
Arkadaşının ısırdığı limonu almasına izin verirken ağır ağır doğruldu gözlerini çekemeden. İso Furtuna meraklı bir tavırlı kaşlarını kaldırdı ona. Gerizekalı eceline susamıştı herhalde. Gözleri karşılaşmamış gibi yapacağına bir de soru falan soruyordu. Fadime doğrulurken o da hafifçe öne eğildi, bakışları kopmasın diye çabalıyordu sanki. Kaşlarını çattı genç kız. Uzun parmaklı elini kaldırdı göğsünün önünde, teslim oluyor gibi. Baş parmağında yüzük mü parlıyordu, ona mı öyle gelmişti? Cevabının onu hiç ilgilendirmediğine karar verip döndü önüne.
Mekana geldiklerinde burada değildi. Emindi, olsa fark ederdi bin yıllık düşmanını. O bara gittiğinde gelmiş olmalıydı. Ne yapması gerektiğini düşündü bir an. Kalkmalı mıydı? Kızlara açıklama yapıp akşamın havasını değiştirmek istemiyordu. Salağın ona pusu kurmaya gelmiş bir havası yoktu. Göz ucuyla çaktırmamaya çalışarak masasına baktı tekrar. Parlayan mavi gözleri karşıladı onu yine. Kalabalık bir masada oturuyordu. Saçları ışıklardan kırmızı görünen, güzeller güzeli bir kız masaya dayadığı koluna tutunuyordu müziğe eşlik ederken. Fadime’nin içinde bir şey gıcırdayarak durdu sanki. Azı dişleri birbirine kenetlendi. Bu it, bu gaybana onu bir tehdit olarak görmeyip bin yıllık kanı umursamadan eğlenebiliyorsa pekala o da eğlenebilirdi. Asıl Fadime Koçari İso Furtuna’yı tehditten saymıyordu.
Hırsla dönüp votka kolasının dibinde kalan, erimiş buzla seyrelmiş kokteylin son yudumunu içti. Müziğin ve arkadaşlarının tadını çıkaracaktı. Belki Zehra’nın ona uygun gördüğü yakışıklı uşağın adını öğrenebilirdi çaktırmadan.
Telefonunu çıkartıp notlara yazdı soruyu, parlak ekranı Gülfem’e çevirdi. Arkadaşı ekranı okuyabilmek için eğilince göz devirmeden edemedi. Direkt diğer yanında oturan oğlana gösterse daha az dikkat çekici olurdu sanki. Genç kız telefonunu alıp bir şeyler yazdı, ona çevirdi çok çevirmemeye dikkat ederek. Ekranda İsmail yazıyordu.
Gözlerini kapattı bir an için. Dalga geçiyordu inşallah birileri onunla. Şu an yanında oturan yakışıklının adı İsmail olamazdı. Derin bir nefes aldı. Belki ikinci bir adı vardı, belki göbek adı? Muhabbet ederken sorardı işte ne güzel.
Gülümseyerek döndü oğlana, yüzünün sol yanının sıcak bir el geziniyor gibi karıncalandığını hissetmemeye çalıştı. Onun konuşma niyetini fark eden İsmail, çocuğu niyeyse bu isimle düşünmeyi iç almadı, ona doğru eğdi başını. Kahverengi buklelerinden biri alnına düştü, ona yumuşatıcıyı hatırlatan bir şey kokuyordu. Yakınlığı ile heyecanlanmayı bekledi, ama nafile.
Kısa konuşmalarında ona doğru eğildi sorularını duyabilmek için İsmail. Maalesef tek adı buydu. Oynadığı kadehine dokunup bir şey içmek isteyip istemediğini sordu. Niyeyse tam o an birbirlerine eğildikleri noktadan başını çevirip omzunun üzerinden baktı Fadime. Kalabalığın ötesinde bir çift mavi göz boş bir ifade ile ona bakıyordu. Hırsla döndü önüne. Sinirle soluyordu oturduğu yerde. İçki teklifini kabul etti yanındaki İsmail’in. Genç adam kibar kibar kalktı yanından.
Hırslı solumaları dinmedi Fadime’nin niyeyse. Gülfem ona doğru eğilip şarkıya eşlik ederken gülümsemeye çalıştı. Eğlenmeye karar verdiği bir gece için fazla gergindi.
Açık bıraktığı saçları sıcaktan ensesine yapışmıştı, dipleri terlemişti. Ellerini saçlarına sokup havalandırdı saçlarını hafifçe, örgülerini parmaklarının arasında hissedince gülümsedi kendi kendine. Saçlarını ensesinde toplayıp omzunun üstüne çekti ensesi ferahlasın diye, bluzunun sırtını açıkta bıraktığı kısmı ürperdi tatlı tatlı.
Yeni gelen kokteylini gülümseyerek teşekkürle kabul etti. Soğuk bardağı yanağına, boynuna yasladı usulca. Gülfem’in kolunu omuzlarına dolamasına güldü. Ama tüm bunlar olurken o ışıltılı bir çift bakışı hiç dönmese de teninde hissetmeye devam etti. İnatçı bir kaya gibi hissediyordu; hırçın dalgaların saldırısı altında aşınan, kaçmaktan aciz, inatçı dev bir kaya.
Buğu ile kaplı bardağı boynunda gezdirirken döndü hafifçe. Çaktırmadan, Gülfem’in yanına sokulup biraz da saklanarak çevirdi gözlerini ona doğru. Yanındaki arkadaşlarından birine doğru dönmüştü şimdi. Çenesinin keskin hattını görebiliyordu loş ışıkta. Bir şey dediğini dudaklarının hareketinden anladı. Kadehini tutan eliyle bir şeyler gösterdi. Cık’ladığını tamin ettiği bir surat ifadesi yaptı. Yanında slow müziğe eşlik eden peri kızı ona döndü, yüzünü ona bakmayan yüzüne kaldırdı. Fadime’nin gözleri büyüdü bir an, niyeyse zihni panikle doldu. Kız koluna iki eliyle tutunup düşmüş göz kapakları ile ona uzanırken furtunacuk hiç farkına varmamış gibi başını çevirdi. O, Fadime ile göz göze gelirken kızın dudakları çenesiyle buluştu.
Tenine değen dudaklar onu hiç şaşırtmamış gibi bir tepki vermedi. Çenesinin kasılışını izledi. Bakışları bakışlarından çekilip onun arkasında bir yere kaydı. Fadime şahit olduğu manzaraya şaşkınlıktan kalbi ağzında, istemsizce döndü baktığı yere. İsmail ona doğru eğilmiş, dikkatini çekmek ister gibi eli, koluna dokunuyordu. Odaklanabilmek için gözlerini kırpıştırdı. Genç adam ayağa kalkıp ona doğru eğildi sesini duyurabilmek için. Bir şey yemek isteyip istemeğini soruyordu. Başını sallayabildi sadece sağa sola.
O yanlarından ayrılırken masaya döndü. Yanağının, boynunun yandığını hissediyordu niyeyse. Bardağını yasladığı yerden çekip masaya koydu. Damarlarında kan değil kor akıyordu sanki. Parmakları bardağın etrafında çalan şarkı ile alakasız bir ritim tuttu. Herkesin içinde kızı mı öpecekti yani gaybana?
Öyle ani kalktı ki bir an dengesini bulamadı. Gülfem de Zehra da aynı anda uzandılar ona. Onlara tutunup toparlandı. Endişeli bakışlarını gidermek için gülümsedi. “Hava almaya çıkacağım.” diye bağırdı müziğin üzerinden. İkisi de gelmeyi teklif edince abisini arayacağını söyleyerek onları kalmaya ikna etti.
Uzun bar masalarının arasından koşar adım çıktı sigara içilen yarı açık alana. Ona neydi kimi öptüğünden nerede öptüğünden? Hırsla ayağını yere vurdu, botunun topuğunun çıkardığı ses, bacağına yürüyen titreşim rahatlattı az da olsa sinirlerini. Nefes nefese doğruldu, sıkılı yumruklarını açtı. Ön cebine uzanıp bu anı tahmin ettiğinden koyduğu tek dal sigarayı ve çakmağı çıkarttı. Bu anı tahmin etmemişti gerçi. Sadece içki içtiğinde canı tek bir sigara isterdi, onu tahmin etmişti.
Tatlı bir esinti teninde gezinirken iç çekip dudaklarının arasına yerleştirdi sigarayı. Çakmağı çaktı. Yanmadı lanet şey. Daha yeni yatışmış sinirleri hopladı geri. Hırsla, üst üste defalarca çaktı. Nafile. Arkasına dönüp yere fırlattı çakmağı. Çakmak sekti, sekti bir çift ayağa çarpıp durdu.
Fadime dudağından sarkan sigarasıyla nefes nefese kaldırdı bakışlarını. İso Furtuna eğilip uzun parmaklarıyla çakmağı yerden aldı.
Oğlan doğrulduğunda göz göze geldiler. Aralarında üç adım kalana kadar, bakışları bakışlarında, elleri iki yana açık ona doğru ağır ağır geldi İso. Kalbi çetele tutuyor gibi her adımıyla boynunda gümbürdüyordu. Eli istemsiz orada olmadığını bildiği silahı için beline gitti. Oğlan hareketini fark etmiş olacak gözleri elini takip etti önce, sonra kırgın bir ifade ile baktı Fadime’ye, başını yana yatırıp.
“Ne işin var burada Furtunacuk?” dedi sigara hala dudaklarında olduğundan sesi boğuk.
İso olduğu yerde durdu. Sanki onu ürkütmemeye çalışır gibi elini ağır ağır göğüs cebine götürdü. Sigara paketi çıkartıp ona gösterdi. Fadime’nin göğsü hırslı nefeslerle inip kalkarken sordu. “Zıkkımlanacak başka yer mi kalmadı?”
“Ula çakmakla saldırdın ya bana? Belki ondan önce yoluma gidecektim.” dedi fazla neşeli bir sesle.
Fadime’nin gözleri kısıldı. Çıplak kollarını istemsizce kendisine sardı. Gaybana, gözleri onun gözlerinde çıkarıp bir sigara yaktı. Sigara, onun hain çakmağı ile, dudakları arasında tutuştu. İç çekti istemsizce. Niye olduğunu bilmeden. Oğlan içine nefes çekerken gözleri sigara ucunun gece karanlığında bir tutuşup bir durulmasını izledi. Göğüs kafesinin kendi kollarını sabırsız itişi hızlandı. Ciğerleri niyeyse temposunu sigaranın göz kırpan alevine göre ayarlamak için çaba gösterdi.
Başını yana eğip izin ister gibi kaşlarını kaldırmasını izledi. Bir eli hala yana açık duruyordu silahsız olduğunu göstermeye çalışır gibi. Fadime bir an duraksadı. Furtunacuğun zararsız olduğunu biliyordu. Ama ona yaklaşmasından tuhaf bir şekilde çekindiğini fark etti. Sırf kendisine inat, içinde herhangi birinden herhangi bir şeyden, hele ki İso Furtuna’dan, çekinebileceğini düşüne o parçaya inat çıplak omuzları dikleşti hafiften.
Bir eli iki parmağının arasına almak için sigarasına uzandı. İso verdiği izni anlamış olacak aralarındaki son üç adımlık mesafeyi bire düşürdü kaşla göz arasında. Tuhaf bir şekilde, ona doğru eğilen geniş omuzları dakikalardır Fadime’nin etrafında dolanıp duran rüzgarı kesti. Bunu fark etmek için titretti niyeyse. O uzun parmaklarıyla uzanıp yüzünün önünde siper yaparken kokusu da eliyle birlikte geldi. Yüzünün yanında, ama ona yaslamadığı elinden sıcaklık yayılıyordu adeta. Mavi gözlerinde okumayı bilmediği bir pırıltı, gözleri gözlerinde yaktı sigarasını. Fadime’nin duyduğu en yüksek hışırtıyla alev aldı sigara.
Tüylerinin diken diken olmasını o sese yordu. İso Furtuna geri çekilmedi. O da atmadı geri adım. Gaybana gözlerini çekmedi. O hiç çekecek değildi. Aralarında tek engel İso’nun dudaklarından çekmeden içtiği sigarasının dumanı, gözleri gözlerinde sessizce içtiler sigaraları.
Kendisine doladığı koluna yasladı dirseğini. Niyeyse bu hareketi İso’nun dikkatini çekmiş olacak bakışları üzerinde gezindi. Biraz daha dikleşti olduğu yerde.
“Hayırdır, bir şey mi arıyorsun Furtunacuk?” dedi meydan okur gibi bir sesle.
Dişlerinin arasından bir ses çıkardı İso. “Ceketin nerede?” dedi gözleri hala vücudunda dolanırken. Sanki sıcak bir el teninde geziniyordu.
Fadime şaşırdı istemeden. Kaşları kalktı. Sigarasını yanındaki metal küllüğe basarken güldü. “Ceketim olduğunu sana düşündüren ne oldu?” dedi niyeyse.
“Sırt dekolten.” dedi oğlan dümdüz. O daha buna şaşıramadan İso’nun bakışları gözlerine döndü, ama bir şey donmuştu sanki içlerinde. Başını yana yatırıp arkalarındaki kapıyı gösterdi. “Yanındaki lavuk veremedi mi ceketini?” dedi gıcık bir sesle.
Genç kızın kalkan kaşları tekrar çatıldı. “Ula sana ne benim yanımdaki lavuktan!” diye bağırdı hafiften.
İso güldü gevrek gevrek. “He, lavuk olduğunu kabul ediyorsun yani?” dedi sesi fazla neşeli.
Fadime gözlerini devirdi. “Bana bak, sen beni mi takip ediyorsun?” diye sordu çenesini hırsla ona doğru iterken. Elleri belinde.
“Ula ben seni ne takip edeceğim!” sigarasını hırsla aynı küllüğe basmasını izledi. “O senin uzmanlık alanın!”
O daha doğrulamadan Fadime uzanıp bileğine vurdu ayağıyla. İso homurdandı, ayağını çekti ama geri çekilmedi. “Seninki ne? Drone ile izleme mi?” sinirle kasılan yüzüne bakıp konuşmasına fırsat vermeden devam etti “Ben sana milletin içinde öptüğün kim diye soruyor muyum?”
İso şaşkınlıkla başını çekti. “Kimi öpmüşüm la ben milletin içinde?” diye homurdandı.
“Orasını da sen bileceksin!” dedi Fadime, sesinin çocukça çıktığının farkındaydı.
İso sabır diliyor gibi gözlerini yumdu. Boynunu rahatlatmak istercesine sağa sola salladı başını. “Ula çeyrek mafya…” diye başlasa da vaz geçmiş gibi gözlerini açtı aniden. Son derece ciddi gözlerini gözlerine dikti. “Kim o yanındaki?” diye sordu dümdüz.
Fadime had bilmezliğine bir kahkaha koyuverdi. Oğlan birbirine bastırdığı dudaklarıyla, eli belinde olduğu yerde kıpırdandı. “Sana ne ula.” dedi her kelimede ona biraz daha yaklaşırken.
“Seni merak ettiğimden değil…” diye homurdandı İso. Fadime ona beklediğinden fazla yaklaşmıştı. Vücudunun yaydığı ısıyı bluzunun saten kumaşına rağmen hissedebiliyordu sanki. Ona bakabilmek için çenesini kaldırmıştı. Oğlanın gözleri ona çevirdiği yüzünde gezindi. Uzanıp az önce sigarasını yakan parmaklarıyla yüzünü okşuyor gibi göğsünde bir şey titredi Fadime’nin. Ağzı kurudu niyeyse. Yutkundu bir an gözlerinin yüzünü tarayışını takip ederken. “Adı ne itin?” diye sordu hırıltılı bir sesle.
“Hı?” dedi Fadime. Neyi sorduğunu unutmuştu.
“İçerde, sana dokunan itin…” diye fısıldadı, niye fısıldıyordu ki bu şimdi? “Adı ne?” Söylediği her kelimeyi dudaklarına çarpan nefesiyle teninde hissediyordu Fadime. Dudaklarını yalayınca viski tadı almış gibi hissetti. Hayal görüyordu herhalde.
Sırf onu sinir edeceğini bildiğinden tatlı bir gülümsemeyle cevap verdi. İsmin her hecesini diliyle damağında ezerek, dilini her hecenin sonunda şaklatarak “İs-ma-il.” dedi. Her heceyle ona birazcık daha yaklaştığını fark etmedi ama.
İso hırslı bir gülümseme yüzünü yararken inanmaz gibi baktı ona. Başını yana yatırdı. “Ulan…” diye uzun uzun ünledi.
Fadime keyifle kaşlarını kaldırdı ona. Basıp gitmesini bekledi niyeyse. Gitmedi İso, omuzlarını silkti. O yaptığını anlamadan uzun kolları onun etrafından dolanıp omuzlarına ağır bir şey bıraktı.
Anında kokusu sardı etrafını bir sıcak bir koza gibi. Niyeyse koca dünya küçülmüş gibi geldi. Fadime panikle izlerken İso kendi ceketinin iki yanını çekiştirdi iki yanından. Son derece ciddi bir iş yapıyor gibi ona eğmişti başını. Nefes nefese, hayal görüyor olma umuduyla izledi salağı. Baktı bir şey değişmiyor omzuna vurdu bir tane.
İso homurdanarak doğruldu hafiften, ama geri çekilmedi. Ona bakarken gözleri soru işareti doluydu. Sanki o dünyanın en normal şeyini yapıyordu da Fadime tuhaf bir tepki veriyordu.
“Ula sen ne yapıyorsun?” diye hırladı Fadime suratının önündeki suratına.
“Donup ölme diye uğraşıyorum, kabahat bende.” diye çıkıştı İso.
Uzanıp arka cebinden çıkardığı çakısını açıp gırtlağına dayadı oğlanın. Hırsla aldığı derin nefesler ciğerlerine kokusunun dolmasından başka bir işe yaramıyordu. Baharatlı bir şey kokuyordu gaybana, deri kokuyordu, viski ve biraz da sigara kokuyordu. Başını çeksin diye çakıyı yumuşak derisine azıcık bastırdı.
İso’nun ışıldayan gözleri gözleri arasında gitti geldi. Ellerini yavaşça çekti ceketten. Ceketin ağırlığı iyice yerleşti genç kızın üzerine. Ellerini geri çağırmak istedi niyeyse. Oğlan onu ceket hamlesinden daha çok şaşırtan bir şey yaptı. Güldü. Göbeğinden gelen, sarsık bir gülüşle güldü.
“Ulan allahın psikopatı, nasıl soktun onu buraya?” dedi elleri iki yanında. Sesi şah damarına kesici delici alet dayanmış birisi için fazla neşeli.
Fadime ağır ceketi altında omuzlarını silkti. “Pozitif ayrımcılık diyebiliriz. Kadınları yeterince sıkı aramıyorlar.”
Düşünceli düşünceli sordu. “Dedektör ötmüyor mu?” Sanki en önemli meseleleri buymuş gibi.
“Sütyenim dersen korkup daha fazla sorgulamıyorlar.” diye cevap verdi Fadime. Niye bu salağa taktiklerini anlatıyordu hiçbir fikri yoktu. Çakı hala oğlanın boynunda muhabbet ediyorlardı resmen. Düşündüğünden fazla içmişti belki de.
İso çok derin bir şey düşünüyor gibi başını hafifçe geri çekti. Çakı da onunla beraber gitti. Süzdü Fadime’yi baştan aşağı. Ama bakışları en çok bordo bluzunda oyalandı. Gözleri gözlerine döndüğünde samimi bir merak vardı sanki içlerinde. “Bu kıyafetle inanıyorlar mı o yalana?” dedi masum masum.
Fadime göğüslerini kapatan yapışkan pedleri hatırlayınca kulakları kızardı. Bu allahın uyuzu, bu gaybana, bu gerizekalı niye hakimdi acaba bu kadar detaya?
Hırsla çakıyı boynuna bastırıp “Geri bas ula!” dedi. İso elleri havada geri bastı, ama o da takip etti itina ile. Takibinin oğlanın geri bas emrine uyuşunu anlamsız kıldığının pek farkında değildi.
Oğlan ona doğru eğilmiş geri giderken sırtının duvara çarpmasıyla durdu ikisi de. Kaşlarını kaldırarak baktı ona İso. Çakıyı bu sefer keskin kenarı derisini öpecek şekilde çevirdi. Başını kaldırır, yüzünü ondan uzaklaştırır umuduyla. Oğlan kıpırdamadı bile. Nefesleri birbirine karışırken ona doğru yükseldi Fadime. Vücudu bir şeye kavuşmak ister gibi çırpınıyordu nedensiz.
Yüzünü yüzünün yanına doğru kaldırdı. Kokusunun üzerinden bir nehir gibi akmasını umdu ama kendilerini buldukları duvar köşesi izin vermedi buna. Kokusu sardı etrafını, dolandı tüm duyularına.
“Ne yapıyorsun ula sen?” dedi fısıltıyla. Niye fısıldadığını bilmeden. Neyi sorduğundan pek emin değil.
İso nefesini yakalamak ister gibi dudaklarını yaladı. Gölgelerin arasında dilini izlemek içinde bir şeyin çekilmesine neden oldu. Yüzü ona sormadan yüzüne yaklaştı.
Belinde hissettiği ufak bir gerilimle başını hafifçe indirdi. Uzun, güçlü parmağının kotunun kemer halkasına geçtiğini gördü aralarına sızmayı başaran azıcık ışıkta. Yalnızca bakışlarını kaldırarak ona baktı. Mavi gözleri ondan bir şey bekliyor gibi gözlerinin arasında gitti geldi. Başını tekrar eğdi Fadime, aralarındaki mesafeyi kat etmiş elini görmek için sabırsızlanarak. Sanki bunu bekliyormuş gibi parmağını çevirdi ağır ağır oğlan; kemer halkası kısaldı, sıkılaştı. Beli, kumaşı sıkarken damarları belirginleşmiş bileğine doğru eğildi. Onu kendisine ağır ağır çekmesini nefes nefese izledi Fadime. Yanakları kızarmıştı çok daha mahrem bir şeyi izliyor gibi. Bacakları bacaklarına yaslanınca içi titredi. Ağırlığını hafiften ona bıraktı hiç düşünmeden.
Başını anca o zaman kaldırdı ona doğru. Çakıyı tutan eline kramp girmişti. Yutkunarak yüzüne baktı. Aralarında titreyen nefes hangisine aitti bilemedi. Ciğerli onun verdiği nefesi tatmak için çırpınıyordu. Onlara yardımcı olmak için düşünmeden uzandı ona doğru.
İso, bakışları onda hiç görmediği bir buğu ile kaplı, başını hem ona hem boynundaki çakıya eğdi.
Hırıltılı nefeslerinin şahitliğinde, Fadime’nin çakısının tehdidi altında değdi dudakları dudaklarına.
Dakikalar sonra ilk kez nefes alıyormuş gibi hangisi derin bir nefes verdi seçemedi genç kız. Çakıyı tutmayan eli göğsüne gitti oğlanın, ona hiç sormadan
İso’nun dudakları dudaklarının altında açıldı. Islak ağzına inledi Fadime fark etmeden. Uzanıp ona dokunsun, parmakları vücudunu tanısın diye teni çığlık atıyordu. Ama kıpırdamadı oğlan. Dudakları dışında.
Oğlanın sanki kaderini gerçekleştiriyor, ona biçilen kaftanı omuzluyor gibi kendinden, bu anın normalliğinden emin onu öpmesi başını döndürdü.
Elini alıp vücuduna koymamak için kendi elinin arzusuna boyun eğip yüzüne ve çakısına eğilen başına dokundu. Parmakları yumuşak saçlarına dokununca bu sefer İso inledi deli divane öpüşlerine. Saçlarının yumuşaklığı gafil avlamıştı onu. Parmaklarını ayırıp iyice tutundu buklelerine. Başkalarını etkilemek için şekillendirdiği gerçeği geldi aklına, hırsla kapattı parmaklarını önce, sonra dolandırdı saçlarının arasında. Bakalım bu karman çorman halini beğenecekler miydi o etkilemeye çok meraklı olduğu ahali? Onun, saçına hükmetme çabası ceketi omuzlarından düşürdü.
İso’nun dilini dudaklarında hissetmesiyle dizleri titredi. Parmakları saçlarına asıldı iyice. Oğlan da kemer halkasına asıldı sanki cevap olarak. Nasıl ona dokunmadan durabildiğine hayret etti Fadime. Sonra aynı gerçeğe sinirlendi. Hırsla bacağını çekti, kendisini sertliğine yasladı. İso boğulur gibi bir ses çıkardı. Dudaklarına gülümsedi genç kız. Kendisini gülümsemesine gömmeye çalışır gibi yüzünü yüzüne eğdi iyice. Dudaklarını, dudaklarına daha büyük bir kuvvetle bastırdı, boynunu da çakısına.
Yumuşak teninin keskin metal karşısında açıldığını hissetti Fadime. İso onu öpmeye devam ederken o panikle durdu. Çeliğin keskin öpücüğü değil de genç kızın dokunuşuna cevap vermemesi durdurmuştu onu. Yavaşça kaldırdı başını. Bir şey arar gibi gözleri yüzünde dolaştı.
Fadime metali teninden çekip çakıyı tutan parmakları ile çenesini itti hafifçe. Sorgulamadan dokunuşuna itaat etti. Başını kaldırınca loş ışıkta boynunda açtığı ince çizgiyi gördü.
İçi bulandı.
Bakışları gözlerine gitti alelacele. Tepkisini görmek ile görmemek konusunda kararsız. İso bir eli boyuna giderken onun bu tepkisine anlam vermeye çalışıyor gibi bakıyordu.
Geri çekildi Fadime. Ondan gelen zarara bu denli açık olması ürküttü ruhunu niyeyse. Daha fazla ona bakmaya dayanamayarak İso’yu eli açtığı yarada, üşümesin diye ona verdiği ceketini yerde bırakıp çıkıp gitti oradan.
